Beyşehir'de baharı, leyleklerle birlikte kar tanelerinin altında karşıladık. 
Leylekler yuvalarına çoktan gelmişler, çiğdemler açmış, dağlardaki kar suları eriyip, derelere ulaşmak oradan da balıklara aş olmak için göle akmaya başlamış bile. Dağ köylerindeki çobanlardan, göl kıyılarındaki balıkçılara küçük balıkların hikayelerini dinlemeye devam ettik. Kapısını çaldığımız her evden, çayını içtiğimiz kahvelere, tanıştığımız herkesin derdi aynı. Beyşehir Gölü ve ona ulaşan derelerde, akarsularda yaşamaya çalışan balıklar.

Nejla abla, ektiği buğdayları öğütüp un haline getirdiği ve gölden topladığı sazların ateşinde pişirdiği ekmeğini bizle paylaştı, karnımızı doyurdu. Bölgenin doğuştan kuş gözlemcisi çiftçilerinden kuşları dinledik. Söylediklerine göre göldeki balık çeşitliliği azalınca, onları yiyerek beslenen kuşlar da artık göle uğramaz olmuş. Arıtılmadan göle ulaşan kanalizasyon sularında nefes almaya çalışan küçük balıkları selamladık yanlarına varıp. Küçük memelilerin ayak izi rehberimiz oldu. Sabah, kar tanelerinin altında, Dedegöl Dağları'nda yaşayan leylekleri ziyaret ettik. Merkeplerle karşılaştık. Turnaların bölgedeki meralara beslenmek için indiklerini duyduk. Bir honamlı keçisinin yavrusunu doğurduğu o eşsiz ana şahitlik ettik çoban Cevriye teyzeyle. Yörük köylerindeki ahşap ustalarının, ağaçların üzerindeki işlemelerini hayranlıkla izledik. Bu hafta Anadolu'nun belki de son kütüphanelerindeki kitapları okuduk tüm bunlara tanık olurken. Keçileri, çobanları, gölleri, leylekleri... Tekrar hatırladık, hala yaşamaya devam ediyoruz. Cevriye teyzenin öğütlediklerini kulağımıza küpe ederek kısa bir veda ediyoruz küçük balıklara. "Hepimiz Anadolu'nun evladıyız, börtüden kuşa, ağaçtan balığa. Haydi kendinizi özletmeyin!". Fotoğraf: Cansu Kabakçı
195 likes
  • dogadernegiBeyşehir'de baharı, leyleklerle birlikte kar tanelerinin altında karşıladık.
    Leylekler yuvalarına çoktan gelmişler, çiğdemler açmış, dağlardaki kar suları eriyip, derelere ulaşmak oradan da balıklara aş olmak için göle akmaya başlamış bile. Dağ köylerindeki çobanlardan, göl kıyılarındaki balıkçılara küçük balıkların hikayelerini dinlemeye devam ettik. Kapısını çaldığımız her evden, çayını içtiğimiz kahvelere, tanıştığımız herkesin derdi aynı. Beyşehir Gölü ve ona ulaşan derelerde, akarsularda yaşamaya çalışan balıklar.

    Nejla abla, ektiği buğdayları öğütüp un haline getirdiği ve gölden topladığı sazların ateşinde pişirdiği ekmeğini bizle paylaştı, karnımızı doyurdu. Bölgenin doğuştan kuş gözlemcisi çiftçilerinden kuşları dinledik. Söylediklerine göre göldeki balık çeşitliliği azalınca, onları yiyerek beslenen kuşlar da artık göle uğramaz olmuş. Arıtılmadan göle ulaşan kanalizasyon sularında nefes almaya çalışan küçük balıkları selamladık yanlarına varıp. Küçük memelilerin ayak izi rehberimiz oldu. Sabah, kar tanelerinin altında, Dedegöl Dağları'nda yaşayan leylekleri ziyaret ettik. Merkeplerle karşılaştık. Turnaların bölgedeki meralara beslenmek için indiklerini duyduk. Bir honamlı keçisinin yavrusunu doğurduğu o eşsiz ana şahitlik ettik çoban Cevriye teyzeyle. Yörük köylerindeki ahşap ustalarının, ağaçların üzerindeki işlemelerini hayranlıkla izledik. Bu hafta Anadolu'nun belki de son kütüphanelerindeki kitapları okuduk tüm bunlara tanık olurken. Keçileri, çobanları, gölleri, leylekleri... Tekrar hatırladık, hala yaşamaya devam ediyoruz. Cevriye teyzenin öğütlediklerini kulağımıza küpe ederek kısa bir veda ediyoruz küçük balıklara. "Hepimiz Anadolu'nun evladıyız, börtüden kuşa, ağaçtan balığa. Haydi kendinizi özletmeyin!". Fotoğraf: Cansu Kabakçı

Log in to like or comment.